Simge
New member
E-Ticaret İçin Hangi Marka Sınıfı? Asıl Mesele Sadece 35. Sınıf mı?
Bir e-ticaret sitesi açarken insanın aklına önce ürünler, alan adı, ödeme altyapısı, kargo ve reklam bütçesi geliyor. Marka tescili ise çoğu zaman “sonra hallederiz” denilen konulardan biri oluyor. Oysa markanın hangi sınıfta korunacağına karar vermek, yalnızca teknik bir başvuru meselesi değil; işletmenin nasıl konumlandığı, kimlerin girişimcilik yapabildiği ve dijital ekonominin fırsatlarından kimlerin gerçekten yararlanabildiğiyle de bağlantılı.
Bu nedenle “E-ticaret için hangi marka sınıfı?” sorusuna yalnızca “35. sınıf” diye cevap vermek bana eksik geliyor. Evet, e-ticaret faaliyetlerinde en sık karşılaşılan sınıf 35. sınıftır. Fakat satılan ürünlerin niteliği, markanın yalnızca kendi ürünlerini mi sattığı yoksa başkalarının ürünlerini de mi listelediği, bir pazar yeri işletip işletmediği ve ayrıca yazılım hizmeti sunup sunmadığı gibi ayrıntılar tabloyu değiştirebilir.
Üstelik bu teknik konuya toplumsal açıdan baktığımızda başka bir soru ortaya çıkıyor: Marka tescili ve dijital ticaret sistemleri herkese aynı ölçüde erişilebilir mi?
35. Sınıf Neden E-Ticaretle Bu Kadar Yakından İlişkili?
Nice Sınıflandırması kapsamında 35. sınıf; reklamcılık, işletme yönetimi, işletme organizasyonu ve idaresi gibi hizmetleri kapsıyor. Daha önemlisi, elektronik medya ve internet siteleri üzerinden müşterilerin çeşitli malları görüp satın almasını sağlayan perakende hizmetleri de bu sınıfta yer alıyor. Ayrıca alıcılarla satıcıları bir araya getiren çevrim içi pazar yeri hizmetleri de 35. sınıf kapsamında açıkça bulunuyor.
NCL Pub
+1
Bu nedenle örneğin kendi internet siteniz üzerinden kıyafet, aksesuar, kozmetik veya ev ürünleri satıyorsanız, markanızın e-ticaret/perakende hizmeti yönünden 35. sınıfta korunması gündeme gelir.
Fakat burada önemli bir ayrıntı var: “35. sınıfı aldım, artık sattığım her ürün otomatik olarak korunuyor” düşüncesi doğru değildir.
WIPO'nun Nice Sınıflandırması açıklamalarında da malların satışının kendisinin bir hizmet olarak değerlendirilmediği belirtiliyor. Başka bir ifadeyle, e-ticaret işletmesinin sunduğu perakende hizmeti ile satılan malın kendisi aynı şey değildir.
NCL Pub
Örneğin kendi markanızla tişört üretiyor ve satıyorsanız, yalnızca satış hizmetini değil, markanızın ilgili tekstil ürünleri üzerindeki kullanımını da düşünmeniz gerekir. Dolayısıyla 35. sınıfın yanında ürünün ait olduğu mal sınıfının da değerlendirilmesi gerekebilir.
Türk Patent ve Marka Kurumu da marka başvurularında Nice Sınıflandırması sistemini kullanıyor ve WIPO'nun güncel sınıflandırması ile TMCLASS gibi araçlara yönlendiriyor.
Türk Patent ve Marka Ofisi
“E-Ticaret = 35. Sınıf” Formülü Neden Her Zaman Yeterli Değil?
Forumlarda ve sosyal medyada bazen “E-ticaret yapıyorsan 35. sınıf al” şeklinde çok kesin cümleler görüyorum. Pratikte bu yaklaşım başlangıç noktası olarak işe yarasa da hukuki kapsam açısından fazla genelleyici.
Üç farklı işletme düşünelim.
Birinci işletme: Kendi ürettiği takıları internet sitesinde satıyor.
Burada 35. sınıf, perakende/e-ticaret hizmetleri açısından önemli olabilir. Fakat takıların kendisi açısından ilgili mal sınıfı da değerlendirilmelidir.
İkinci işletme: Farklı markaların ürünlerini aynı platformda buluşturuyor.
Bu işletmenin durumu daha farklıdır. WIPO sınıflandırmasında “alıcılar ve satıcılar için çevrim içi pazar yeri sağlama” hizmeti 35. sınıfta açıkça yer alıyor.
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü
Üçüncü işletme: Fiziksel ürün satmıyor, abonelik modeliyle çevrim içi yazılım sunuyor.
Burada yalnızca 35. sınıfa bakmak yeterli olmayabilir. Yazılım ve teknoloji hizmetlerinin niteliğine göre başka sınıfların da değerlendirilmesi gerekebilir.
Dolayısıyla doğru soru “E-ticaret hangi sınıf?” kadar basit değil. Daha doğru soru şu:
“Markamı hangi mal ve hizmetler üzerinde kullanıyorum ve gelecekte hangi alanlarda kullanacağım?”
Marka Tescilindeki Teknik Bir Konu Nasıl Sosyal Bir Konuya Dönüşüyor?
Burada toplumsal cinsiyet, sınıf ve ırk gibi faktörlerin konuya nereden girdiğini sorgulamak önemli.
İlk bakışta marka sınıfı seçiminin toplumsal eşitsizliklerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünebilir. Sonuçta Nice sınıfı teknik bir sınıflandırmadır; kadın, erkek, gelir grubu veya etnik kimlik üzerinden karar verilmez.
Ancak marka tescilinden yararlanabilme kapasitesi yalnızca hukuki bilgiye bağlı değildir.
Bir girişimcinin marka araştırması yapabilmesi, danışmanlık alabilmesi, başvuru ücretlerini karşılayabilmesi, profesyonel tasarım yaptırabilmesi, reklam verebilmesi, stok tutabilmesi ve gerektiğinde hukuki mücadele yürütebilmesi için kaynaklara ihtiyacı vardır.
Dolayısıyla sınıflandırma sistemi teknik olarak herkese aynı kuralları uygulasa bile, sisteme erişim koşulları toplumdaki eşitsizliklerden bağımsız değildir.
OECD, dijital bölünmenin yalnızca internete sahip olup olmamakla sınırlı olmadığını; eğitim, yaş, gelir ve beceri gibi faktörlerle de şekillendiğini belirtiyor. OECD verilerine göre yüksek eğitim düzeyine sahip kişiler düşük eğitim düzeyindekilere göre ortalama 15 puan daha yüksek internet kullanım oranına sahipken, en yüksek ve en düşük gelir dilimleri arasındaki fark ortalama 12 puan.
OECD
+1
Bu bize önemli bir şey söylüyor: Dijital mağaza açabilmek ile dijital ekonomide eşit koşullarda rekabet edebilmek aynı şey değildir.
Kadın Girişimciler Açısından E-Ticaretin Çelişkisi
Kadınların e-ticaretteki konumunu yalnızca “kadınlar internetten satış yapıyor” şeklinde ele almak da yeterli değil.
Bir tarafta e-ticaret, kadın girişimciler için geleneksel iş dünyasına kıyasla bazı avantajlar yaratabiliyor. Fiziksel mağaza kiralamadan satış yapmak, sosyal medya üzerinden müşteri bulmak ve işi evden yönetebilmek, özellikle bakım sorumlulukları bulunan kişiler için yeni seçenekler oluşturabiliyor.
OECD'nin çalışmalarında kadınların dijital teknolojilerden yararlanarak girişimcilik ve gelir elde etme açısından yeni fırsatlar bulabildiği, kadınların çevrim içi satış ve dijital platformları kullanımında önemli ilerlemeler olduğu görülüyor. OECD'nin KOBİ araştırmalarına göre 2019'da kadın ve erkek liderliğindeki işletmelerin çevrim içi satış yapanlarının oranları birbirine yakınken, 2022'de kadın liderliğindeki işletmelerin çevrim içi satıştan yararlanma oranı daha yüksek bir seviyeye çıkmıştı.
OECD
Ama diğer tarafta önemli bir çelişki var.
Kadının evden çalışabilmesi, ev içindeki bakım emeğinin de otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Bir kadın girişimci aynı anda çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev işleri, müşteri mesajları, sipariş hazırlama, sosyal medya içerikleri ve muhasebe ile uğraşabiliyor olabilir. Bu nedenle “e-ticaret kadına özgürlük verdi” cümlesi bazı deneyimleri açıklarken bazılarını görünmez kılabilir.
OECD'nin 2025 tarihli girişimcilik finansmanı araştırması da kadın girişimcilerin finansmana erişimde önemli engellerle karşılaştığını belirtiyor. 2019-2023 döneminde OECD ülkelerinde yeni işletme kuran veya yöneten kadınların sayısı erkeklerin yaklaşık dörtte üçü düzeyindeydi. Ayrıca 2024 verilerine göre kadınların işletme kurmak, işletmek veya büyütmek için bankadan borç aldıklarını bildirme olasılığı erkeklerin yaklaşık yarısı kadardı.
OECD
+1
Bu noktada kadınların deneyimlerini “kadınlar daha az risk alıyor” gibi basit genellemelerle açıklamak yerine, hangi ekonomik ve sosyal koşulların risk alma kapasitesini etkilediğini sormak daha anlamlı.
Erkek Girişimciler İçin Çözüm Odaklı Bakış Neden Önemli?
Burada erkekleri tek bir davranış biçimine indirgememek gerekiyor. Her erkek aynı ekonomik koşullara sahip olmadığı gibi her erkek girişimcinin toplumsal deneyimi de aynı değil.
Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet tartışmalarında erkek girişimcilerin çözüm odaklı katkısı önemli olabilir.
Örneğin bir erkek girişimci, kendi çevresindeki kadın girişimcilere teknik bilgi paylaşabilir, tedarikçi bağlantıları sağlayabilir, finansal kaynaklara erişimde yardımcı olabilir veya kadınların toplantılarda ve profesyonel ağlarda daha görünür olmasını destekleyebilir.
Bir e-ticaret sitesi açarken insanın aklına önce ürünler, alan adı, ödeme altyapısı, kargo ve reklam bütçesi geliyor. Marka tescili ise çoğu zaman “sonra hallederiz” denilen konulardan biri oluyor. Oysa markanın hangi sınıfta korunacağına karar vermek, yalnızca teknik bir başvuru meselesi değil; işletmenin nasıl konumlandığı, kimlerin girişimcilik yapabildiği ve dijital ekonominin fırsatlarından kimlerin gerçekten yararlanabildiğiyle de bağlantılı.
Bu nedenle “E-ticaret için hangi marka sınıfı?” sorusuna yalnızca “35. sınıf” diye cevap vermek bana eksik geliyor. Evet, e-ticaret faaliyetlerinde en sık karşılaşılan sınıf 35. sınıftır. Fakat satılan ürünlerin niteliği, markanın yalnızca kendi ürünlerini mi sattığı yoksa başkalarının ürünlerini de mi listelediği, bir pazar yeri işletip işletmediği ve ayrıca yazılım hizmeti sunup sunmadığı gibi ayrıntılar tabloyu değiştirebilir.
Üstelik bu teknik konuya toplumsal açıdan baktığımızda başka bir soru ortaya çıkıyor: Marka tescili ve dijital ticaret sistemleri herkese aynı ölçüde erişilebilir mi?
35. Sınıf Neden E-Ticaretle Bu Kadar Yakından İlişkili?
Nice Sınıflandırması kapsamında 35. sınıf; reklamcılık, işletme yönetimi, işletme organizasyonu ve idaresi gibi hizmetleri kapsıyor. Daha önemlisi, elektronik medya ve internet siteleri üzerinden müşterilerin çeşitli malları görüp satın almasını sağlayan perakende hizmetleri de bu sınıfta yer alıyor. Ayrıca alıcılarla satıcıları bir araya getiren çevrim içi pazar yeri hizmetleri de 35. sınıf kapsamında açıkça bulunuyor.
NCL Pub
+1
Bu nedenle örneğin kendi internet siteniz üzerinden kıyafet, aksesuar, kozmetik veya ev ürünleri satıyorsanız, markanızın e-ticaret/perakende hizmeti yönünden 35. sınıfta korunması gündeme gelir.
Fakat burada önemli bir ayrıntı var: “35. sınıfı aldım, artık sattığım her ürün otomatik olarak korunuyor” düşüncesi doğru değildir.
WIPO'nun Nice Sınıflandırması açıklamalarında da malların satışının kendisinin bir hizmet olarak değerlendirilmediği belirtiliyor. Başka bir ifadeyle, e-ticaret işletmesinin sunduğu perakende hizmeti ile satılan malın kendisi aynı şey değildir.
NCL Pub
Örneğin kendi markanızla tişört üretiyor ve satıyorsanız, yalnızca satış hizmetini değil, markanızın ilgili tekstil ürünleri üzerindeki kullanımını da düşünmeniz gerekir. Dolayısıyla 35. sınıfın yanında ürünün ait olduğu mal sınıfının da değerlendirilmesi gerekebilir.
Türk Patent ve Marka Kurumu da marka başvurularında Nice Sınıflandırması sistemini kullanıyor ve WIPO'nun güncel sınıflandırması ile TMCLASS gibi araçlara yönlendiriyor.
Türk Patent ve Marka Ofisi
“E-Ticaret = 35. Sınıf” Formülü Neden Her Zaman Yeterli Değil?
Forumlarda ve sosyal medyada bazen “E-ticaret yapıyorsan 35. sınıf al” şeklinde çok kesin cümleler görüyorum. Pratikte bu yaklaşım başlangıç noktası olarak işe yarasa da hukuki kapsam açısından fazla genelleyici.
Üç farklı işletme düşünelim.
Birinci işletme: Kendi ürettiği takıları internet sitesinde satıyor.
Burada 35. sınıf, perakende/e-ticaret hizmetleri açısından önemli olabilir. Fakat takıların kendisi açısından ilgili mal sınıfı da değerlendirilmelidir.
İkinci işletme: Farklı markaların ürünlerini aynı platformda buluşturuyor.
Bu işletmenin durumu daha farklıdır. WIPO sınıflandırmasında “alıcılar ve satıcılar için çevrim içi pazar yeri sağlama” hizmeti 35. sınıfta açıkça yer alıyor.
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü
Üçüncü işletme: Fiziksel ürün satmıyor, abonelik modeliyle çevrim içi yazılım sunuyor.
Burada yalnızca 35. sınıfa bakmak yeterli olmayabilir. Yazılım ve teknoloji hizmetlerinin niteliğine göre başka sınıfların da değerlendirilmesi gerekebilir.
Dolayısıyla doğru soru “E-ticaret hangi sınıf?” kadar basit değil. Daha doğru soru şu:
“Markamı hangi mal ve hizmetler üzerinde kullanıyorum ve gelecekte hangi alanlarda kullanacağım?”
Marka Tescilindeki Teknik Bir Konu Nasıl Sosyal Bir Konuya Dönüşüyor?
Burada toplumsal cinsiyet, sınıf ve ırk gibi faktörlerin konuya nereden girdiğini sorgulamak önemli.
İlk bakışta marka sınıfı seçiminin toplumsal eşitsizliklerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünebilir. Sonuçta Nice sınıfı teknik bir sınıflandırmadır; kadın, erkek, gelir grubu veya etnik kimlik üzerinden karar verilmez.
Ancak marka tescilinden yararlanabilme kapasitesi yalnızca hukuki bilgiye bağlı değildir.
Bir girişimcinin marka araştırması yapabilmesi, danışmanlık alabilmesi, başvuru ücretlerini karşılayabilmesi, profesyonel tasarım yaptırabilmesi, reklam verebilmesi, stok tutabilmesi ve gerektiğinde hukuki mücadele yürütebilmesi için kaynaklara ihtiyacı vardır.
Dolayısıyla sınıflandırma sistemi teknik olarak herkese aynı kuralları uygulasa bile, sisteme erişim koşulları toplumdaki eşitsizliklerden bağımsız değildir.
OECD, dijital bölünmenin yalnızca internete sahip olup olmamakla sınırlı olmadığını; eğitim, yaş, gelir ve beceri gibi faktörlerle de şekillendiğini belirtiyor. OECD verilerine göre yüksek eğitim düzeyine sahip kişiler düşük eğitim düzeyindekilere göre ortalama 15 puan daha yüksek internet kullanım oranına sahipken, en yüksek ve en düşük gelir dilimleri arasındaki fark ortalama 12 puan.
OECD
+1
Bu bize önemli bir şey söylüyor: Dijital mağaza açabilmek ile dijital ekonomide eşit koşullarda rekabet edebilmek aynı şey değildir.
Kadın Girişimciler Açısından E-Ticaretin Çelişkisi
Kadınların e-ticaretteki konumunu yalnızca “kadınlar internetten satış yapıyor” şeklinde ele almak da yeterli değil.
Bir tarafta e-ticaret, kadın girişimciler için geleneksel iş dünyasına kıyasla bazı avantajlar yaratabiliyor. Fiziksel mağaza kiralamadan satış yapmak, sosyal medya üzerinden müşteri bulmak ve işi evden yönetebilmek, özellikle bakım sorumlulukları bulunan kişiler için yeni seçenekler oluşturabiliyor.
OECD'nin çalışmalarında kadınların dijital teknolojilerden yararlanarak girişimcilik ve gelir elde etme açısından yeni fırsatlar bulabildiği, kadınların çevrim içi satış ve dijital platformları kullanımında önemli ilerlemeler olduğu görülüyor. OECD'nin KOBİ araştırmalarına göre 2019'da kadın ve erkek liderliğindeki işletmelerin çevrim içi satış yapanlarının oranları birbirine yakınken, 2022'de kadın liderliğindeki işletmelerin çevrim içi satıştan yararlanma oranı daha yüksek bir seviyeye çıkmıştı.
OECD
Ama diğer tarafta önemli bir çelişki var.
Kadının evden çalışabilmesi, ev içindeki bakım emeğinin de otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Bir kadın girişimci aynı anda çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev işleri, müşteri mesajları, sipariş hazırlama, sosyal medya içerikleri ve muhasebe ile uğraşabiliyor olabilir. Bu nedenle “e-ticaret kadına özgürlük verdi” cümlesi bazı deneyimleri açıklarken bazılarını görünmez kılabilir.
OECD'nin 2025 tarihli girişimcilik finansmanı araştırması da kadın girişimcilerin finansmana erişimde önemli engellerle karşılaştığını belirtiyor. 2019-2023 döneminde OECD ülkelerinde yeni işletme kuran veya yöneten kadınların sayısı erkeklerin yaklaşık dörtte üçü düzeyindeydi. Ayrıca 2024 verilerine göre kadınların işletme kurmak, işletmek veya büyütmek için bankadan borç aldıklarını bildirme olasılığı erkeklerin yaklaşık yarısı kadardı.
OECD
+1
Bu noktada kadınların deneyimlerini “kadınlar daha az risk alıyor” gibi basit genellemelerle açıklamak yerine, hangi ekonomik ve sosyal koşulların risk alma kapasitesini etkilediğini sormak daha anlamlı.
Erkek Girişimciler İçin Çözüm Odaklı Bakış Neden Önemli?
Burada erkekleri tek bir davranış biçimine indirgememek gerekiyor. Her erkek aynı ekonomik koşullara sahip olmadığı gibi her erkek girişimcinin toplumsal deneyimi de aynı değil.
Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet tartışmalarında erkek girişimcilerin çözüm odaklı katkısı önemli olabilir.
Örneğin bir erkek girişimci, kendi çevresindeki kadın girişimcilere teknik bilgi paylaşabilir, tedarikçi bağlantıları sağlayabilir, finansal kaynaklara erişimde yardımcı olabilir veya kadınların toplantılarda ve profesyonel ağlarda daha görünür olmasını destekleyebilir.